Sınai Mülkiyet Kanunu Kapsamında Önceki Tarihli Hakların İhlal Davalarına Etkisi

10.01.2017 tarihinden bu yana yürürlükte olan 6769 s. Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 155. Maddesi “Marka, patent veya tasarım hakkı sahibi, kendi hakkından daha önceki rüçhan veya başvuru tarihine sahip hak sahiplerinin açmış olduğu tecavüz davasında, sahip olduğu sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri süremez.” düzenlemesini de beraberinde getirmiş ve 556 s. KHK döneminde kabul gören esas içtihatların başında gelen“tescilli bir markanın kullanımı nedeniyle üçüncü kişilerin haklarının haleldar olmayacağı”[1] görüşünü ortadan kaldırmıştır.

556 s. KHK dönemindeki temel ilkeye göre, marka sahibi markasını tescil ettirdiği takdirde 566 sayılı KHK’de öngörülen korumadan yararlanma hakkına sahip olmaktaydı. Yüksek Mahkeme ise genel kabul gören içtihatlarında, markanın hükümsüz kılınmadığı müddetçe tescilli olduğu mal ve hizmet sınıfları bakımından sahibine Türkiye çapında mutlak nitelikte bir koruma bahşedeceği, bu nedenle marka hakkına tecavüz iddialarında bu kullanımın, tescilli markanın kullanılması biçiminde gerçekleşmiş olması halinde kullanımın marka hakkına tecavüz oluşturmayacağı kabul edilmektedir.[2]

Yargıtay bu görüşünü zaman içerisinde kısmen de olsa değiştirerek  markayı, başkasına ait olduğunu bilerek kendi adına bir şekilde tescil ettiren kimsenin “kötüniyetli” olarak kabul edilmesi gerektiğini ve bu kötüniyetin tescile dayalı olsa bile marka hakkına tecavüz olarak nitelendirilebileceğini, dolayısıyla tescile dayalı kullanım iddiasının da burada dinlenemeyeceğine hükmetmiştir. [3]

Sadece marka hukuku anlamında değil, tasarım hukuku açısından da bu durum yer yer tartışılmış ve özellikle mülga 554 s. KHK’daki incelemesiz tasarım tescil sisteminin açıklarından yararlanmak suretiyle, harcıalem nitelikteki tasarımları kendi adına tescil ettiren tasarım sahiplerinin, tasarım hakkının kötüye kullanılması niteliğindeki bu eyleminin sınırsız bir koruma sağlamayacağı ve sonraki tarihte tescil edilmiş olan bir tasarımın da tescilin varlığına rağmen önceki tarihli tescilli tasarımdan doğan hakları ihlal etmesi halinde tecavüz edebileceği muhtelif içtihatlar ile hüküm altına alınmıştır.[4]

Patent ve faydalı modellere ilişkin 551 s. KHK’da ise bu doğrultuda zaten açık bir düzenleme bulunmakta ve BULUŞLARIN BİRBİRİNE BAĞIMLILIĞI müessesesi kabul edilmekteydi. Gerçekten de 551 Sayılı KHK’nın 79 . maddesi “Patent konusu buluşun kullanılması, önceki tarihli bir patentle korunan buluşun kullanılması ile mümkün olması halinde bu husus patentin geçerliğine hiç bir engel teşkil etmez. Böyle bir durumda, ne önceki tarihli patent sahibi, sonraki tarihli patenti onun geçerli olduğu süre içinde sahibinin izni olmaksızın kullanabilir, ne de sonraki tarihli patent sahibi önceki tarihli patentin geçerliliği süresince, sahibinin izni olmaksızın patent konusunu kullanabilir. Ancak, sonraki tarihli patent sahibi, önceki tarihli patent sahibinin iznini almış veya o patent üzerinde zorunlu lisans elde etmişse, önceki tarihli patenti de kullanabilir” hükmünü ihtiva ederken, 101. Maddesi Patent konusu buluşun, önceki bir patentten doğan hakka tecavüz edilmeksizin kullanılması mümkün değilse, sonraki patentin sahibi, kendi patentinin önceki patentten daha değişik bir sınai amaca hizmet ettiğini veya önemli bir teknik ilerleme gösterdiğini ispat ederek, önceki tarihli patentin kullanılması için zorunlu lisans verilmesini mahkemeden isteyebilir.” Düzenlemesini içermekteydi ve bu durum  çıkça tescilli bir patent/faydalı model hakkının kendinden önce tescil edilmiş bir patent/faydalı modelden doğan hakka tecavüz edebileceğini ifade etmektedir.

Görüleceği üzere mülga KHK’lar döneminde yalnızca patent ve faydalı modeller açısından mevzuatta yer alan bu düzenleme 6769 s. SMK ile birlikte genel ilke olarak kabul edilmiştir.

155. maddenin gerekçesine bakıldığında da “başkasının sınai mülkiyet hakkına tecavüz ettikleri tespit edilen kişilerin, o sınai mülkiyet hakkından daha sonraki bir tarihte kendi adlarına yapılan tescile dayanmalarının önü kapatılmıştır. Sonraki tarihli tescil, bir hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmemiştir.  Böylece aradaki kullanımların şartları gerçekleşmişse hakka tecavüz oluşturacağı ve her ne kadar davalı taraf adına tescil mevcut olsa da bu dönemdeki kullanım için de şartları varsa tazminat sorumluluğunun doğacağı kabul edilmiştir.”Şeklinde bir gerekçeye yer verildiği görülebilecektir.

Gelinen nokta itibariyle tescilli bir sınai hakkınız olsa da bu tescili elde ederken, öncesinde var olan başvuruların artık çok daha nitelikli bir şekilde araştırılması gerekmektedir. Zira markanızı bir şekilde, hiçbir itiraz ile karşı karşıya kalmaksızın tescil ettirmiş dahi olsanız, TÜRKPATENT nezdinde daha eski tarihli bir tescil sahibinin, markaya dayalı mezkur kullanımlarınızın kendi markasına tecavüz ve haksız rekabet yarattığı iddiaları ile karşı karşıya kalmanız mümkün olup bu durumda 6769 s. SMK öncesinde olduğu gibi “tescilli markaya dayalı kullanım savunması”nın 155. Madde  uyarınca hiçbir önemi kalmamıştır. Çünkü öncelikli ve gerçek hak sahibi olan önceki tescil sahibi, hakkını, kendi tescilinden sonraki tescil sahiplerine karşı da ileri sürebilir ve marka ihlalinin varlığı kanaatine yargı makamlarınca varılabilir. Şüphesiz ki Yargısal yetkisi bulunmayan TÜRKPATENT marka uzmanı ve benzeri sıfatlı görevlilerin -tescile yönelik- tasarrufu mahkeme kararının hukuka uygunluğunu ortadan kaldırmayacaktır. Aksi hâlde yargılama makamlarının kararlarının mukadderatı, idarî kurumların şu veya bu saikle verdiği kararların sonucuna bağlanmış olur ki bu kabul edilemez.

Neticesinde özellikle marka hukuku açısından, marka başvuru ve tescil sürecinin, alanında uzman kişilerden destek almak suretiyle yürütülmesi ileride doğması muhtemel hukuki uyuşmazlıkların daha baştan önüne geçilmesi adına oldukça önemlidir. Bu kapsamda  Hukuk Büromuz ve uzman kadromuz ile sizlere hizmet vermekten mutluluk duyacağımızı belirtmek isteriz.

[1] Yargıtay 11 HD 09.06.2008 T. 2007/5812E, 2008/7630 K

[2] Yargıtay 11 HD, 01.04.2013T, 2012/6288E, 2013/6412K

[3] Yargıtay 11 HD 18.09.2014, 2013/17104E, 2014/14018K

[4] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun tasarımlarla ilgili olarak 27.03.2013 gün ve E.2013/11-209, K.2013/399 sayılı kararı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir